Bu çalışma Medeniyet Üniversitesi Tıp Hukuku Tezli Yüksek Lisans Programı’nda Merve Gürcan tarafından bitirme tezi olarak hazırlanmıştır.

Çalışmamızda Tıp Hukuku’nda Eser Sözleşmesi incelenmiştir.

Hekimin hastaya karşı sorumluluğu genel olarak vekâlet ilişkisinden kaynaklanmaktaysa da hekimin özellikle hastaya bir sonucu taahhüt ettiği estetik cerrahi, estetik diş hekimliği gibi alanlarda sorumluluğu eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Eser sözleşmesinden doğan sorumluluk; aydınlatma ve rızanın kapsamı, sorumluluğun vekâlet ilişkisine göre daha fazla olması gibi nedenlerle özellik arz etmekte olduğundan bu çalışma ile bu konuyu bir nebze olsun inceleme ve katkıda bulunma isteği konu seçiminde etkili olmuştur.

Çalışmanın kapsamı estetik tıbbi müdahaleler ağırlık alınarak ve hekimin özel hukuk sorumluluğu ile sınırlı olarak daraltılmış olup ceza hukuku ve idare hukuku alanlarına çok kısaca değinilmekle yetinilmiştir.

Tezimin hazırlanmasında engin hukuk bilgisi ile akademik desteğini sunan, noktasından, virgülüne kadar yönlendiren, kaynaklara ulaşmam konusundaki desteğini tüm tevazusu ve samimiyetiyle veren değerli danışmanım Prof. Dr. Dr. Hakan Hakeri’ye (TC İstanbul Medeniyet Üniversitesi),

Tıp Hukuku alanında uzmanlaşmamı tavsiye ederek bu yola çıkmama neden olan sevgili halam Uzm. Dr. Perihan Özren’e (İstanbul Amerikan Hastanesi, şeref üyesi),

Beni tüm hayatım boyunca koşulsuz olarak destekleyen, yüreklendiren sevgili annem Nilüfer, babam Mümtaz, abim Emre ve dedem Besim Muzaffer Gürcan’a (emekli Sayıştay üyesi) ve elbette Türk kadınına haklarını veren, avukat olmama olanak sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e sonsuz saygı, sevgi ve teşekkürlerimle.

Tezimin tıp hukuku ve eser sözleşmesi ile ilgilenen meslektaşlarıma, akademisyenlere ve hekimlere katkı sağlamasını dilerim.

Av. Merve GÜRCAN, LLM


Takdim

Tıp Hukuku Yüksek Lisans Programımızın ilk öğrencilerinden Merve
Gürcan'ın “Tıp Hukukunda Eser Sözleşmesi” isimli çalışmasının kitap halinde basılarak istifadeye sunulmasından büyük memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim.

Öncelikle konu olarak estetik müdahaleler, tıp hukukunun özel alanlarından birini oluşturmaktadır. Esasen bir tıbbi müdahale olarak çok farklı olmayan bu müdahaleler, tıbbi açıdan endikasyon eksikliği; hukuki açıdan ise uygulanacak sözleşmenin niteliği yönüyle özellik arz etmektedir. Bu yönüyle, konu bilimsel açıdan incelenmeyi ve ayrıntılı olarak tartışmayı gerektirmektedir. Uygulamada da Yargıtay'ın bu müdahalelerle ilgili kararları da özellik arz ettiğinden, gerek hukukçuların ve gerekse sağlık mesleği mensuplarının bu nüansları kavramaları ve dikkate almaları büyük önem arz etmektedir.

Teori ve uygulama açısından bu önemli konuyu seçmekle Av. Merve
Gürcan isabetli bir çalışma konusu belirlemiş bulunuyor. Yazar, yoğun avukatlık faaliyetlerini yürütürken, bu çalışmayı da kapsamlı bir şekilde tamamladı. Tez olarak kabul edildikten sonra da, çalışmayı daha da genişleterek, ek kaynaklarla beraber kitap haline dönüştürdü.

Yazar bir bütün olarak tıp hukuku eğitimi aldığından, bu eğitimin kitaba da yansımalarını görmekteyiz. Kitapta tıp hukukunun genel konularının yanı sıra estetik müdahaleler ve eser sözleşmesi ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Konu ile ilgili yargı kararlarına mümkün olduğunca yer verilmiştir. Doktrindeki tartışmalar da kapsamlı olarak incelenmiştir. Bu yönüyle, uygulamacılara yön göstereceğinde kuşku yoktur.

Hanımefendiliği, çalışkanlığı ve azmi ile danışmanı olmaktan gurur duyduğum Av. Merve Gürcan'ı bu kitabı vesilesiyle tebrik ediyor, başarılarının artarak devam etmesini içtenlikle diliyorum.

Prof. Dr. Dr. h.c. Hakan HAKERİ
İstanbul Medeniyet Üniversitesi LEE
Tıp Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
Ceza ve Tıp Hukuku Profesörü
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Tıp Hukuku Araştırmaları Birimi Başkanı



AVUKAT OLMAK
Bazı önyargılarla da savaşmak demektir.
İlk önyargı “Siz avukatlar çok konuşursunuz di mi?” şeklinde bir soruyla gelir.
Hayır, biz o gördüğünüz Amerikan filmlerindeki gibi bir sistemde çalışmıyoruz.
Jüri yok, zaten öyle tiratlar atacak vakit de yok. En uzun duruşmamız 5 dakika sürer. Onda da genellikle dilekçemi tekrar ederim, deriz.
Hatta bazı hakimler o kadar anlayışlıdır ki, yüzümüze bakarak “Davalı vekili dilekçemi tekrar ederim, dedi” der, siz başınızı onay anlamında sallarsanız ağzınızı bile açmadan duruşmadan çıkabilirsiniz.
Çünkü biz de çok konuşan değil, çok yazan kazanır. Hukuk sistemimizde yazılılık esastır.
Siz fırsat bulup mahkemede 10 dakika konuşsanız bile katip, sadece hakimin ağzından çıkanı zapta geçirir. O yüzden biz gerekmedikçe konuşmakla yormayız kendimizi, her şeyi yazarız.
Zaten bizde davalar da uzun sürer. Söz uçar yazı kalır sözü boşuna söylenmemiştir.
Siz dün akşam ne yediğinizi bile hatırlamazken, yüzlerce dosyaya bakmakla yükümlü bir hakimin söylenilen her sözü aklında tutması da beklenemez.
Örneğin 4 sene süren bir davamda 3 hakim değişti. Herhangi bir talebimi ilk hakime söylemiş ama, yazılı olarak vermemiş olsaydım, kararı veren son hakimin bunları bilebilmesi mümkün olmayacaktı.
İkinci önyargı; Avukatlar her kanun maddesini, örneğin ileride işlemeniz muhtemel bir suçun sonucunda kaç yıl hapis yatacağınızı ezbere bilmelidir.
Ben 2000 yılında hukuk fakültesinden mezun oldum, mezun olduktan sonraki 10 yılda okulda okuduğum kanunlardan, değişmemiş olan bir tane yok, ilaç için.
Sürekli yeni çıkanları takip etmek,araştırmak,okumak zorundayım.
Üçüncü önyargı;Sorununuz acil olmasa da gece yarısı veya pazar sabahı avukatınızı arayabilirsiniz, size cep telefonunu verdiyse artık en yakın arkadaşınız, hatta Güzin Ablanızdır. Hem sır saklama yükümlülüğü de var, kimseye anlatamaz.
Eski eşinizle ve hatta eski kaynananızla aranızdaki ilişkiyi uzun uzun anlatın, adam dövme planlarınızı bile anlatabilirsiniz, dövmeyecek olsanız bile içinizde kalmasın, zehrinizi akıtın rahatlarsınız.
Hem zaten psikoloğa gidip para vermenize gerek yok avukatlar danışma ücreti bile almıyorlar, derdinizi dinlediler diye mi para alacaklar.
Para demişken bir de avukatlar zengindir önyargısı vardır.
Doktora gittiğimizde şöyle bir bakıp,2 aspirin iç geçer demiş olsa bile muayene ücreti ödeyeceğimizi biliriz de, avukata bir ücret ödememiz gerektiğini düşünmeyiz.
En az 4 yıl üniversite eğitimi,1 yıl köle gibi çalışılan avukatlık stajı ve sonrasında sürekli değişen kanunlara adapte olmak için sonsuz ders çalışma, kendini yenileme zorunluluğu vardır. Ama bilginin, deneyimin ve emeğin karşılığı yoktur.
Avukat nasılsa pazarda LİMON falan satıp zengin olmuştur. Siz vekalet vererek kendisini onurlandırdığınız için dava harç ve masraflarını bile vermenize gerek yoktur, avukat bir yerden kredi ya da borç alıp öder ne olacak ki
Dava sırasında da mutlaka internetteki forumlardan konuyu kendiniz araştırıp avukatın konuyu sizin kadar iyi bilmediğini ispatlamaya çalışın. Nasılsa para vermiyorsunuz bari yardımcı olun, sevaptır.
Sonra adliyede temizlikçi, mübaşir kim olursa, varsa bir tanıdığınız mutlaka ona da danışın.
Hatta benzer bir dava daha önce başından geçmiş olan arkadaşınız avukattan daha iyi bilir, yapılan her işlem için arkadaşınızdan teyit isteyin.
Avukata danıştığınızda davayı açıp boşuna masraf yapmamanızı öneriyorsa inanmayın, iyi avukat adamı ipten alır, kesin karşı tarafı tanıdığı için öyle diyordur.
Avukatlara boşuna ne avukatısın diye de sormayın. Hem Türkiye’de branşlaşma yoktur hem de reklam yasağı vardır, boşanma avukatıyım ya da ceza avukatıyım dememiz bile yasaktır aslında, suça teşvik etmeyin bizi.
Avukatınıza öyle her şeyi de olduğu gibi anlatmayın, kendinizi iyi ve haklı gösterin. Mesela siz o davayı daha önce açmış ve kaybetmiş olabilirsiniz ama bu “ufak” bir ayrıntı dava başladığında nasılsa karşı taraftan öğrenir, yormayın kendinizi.
Adliyelerde saatlerce yalnızca 2 dakika sürecek bir duruşmayı beklemek, tozlu arşivlerde dosya aramak, sizi görevini yapan bir avukat değil davanın tarafı zannedip hakaret ve tehditler yağdıran insanlara, bugün git yarın gelci, küçük dünyaları ben yarattımcı memurlara katlanmak işimizin parçasıdır.
Onun için bizim için üzülmeyin, bize bir şey olmaz.
Sahi, LİMON ister misiniz?

Av.Merve Gürcan

07.05.2010